gökçe's profilegökçe adlı kullanıcının ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
gökçe adlı kullanıcının alanı |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
![]()
January 04 hepimizinnHİKAYEMİZ Bir güneşti gördüğüm dağlar ardında Ne oldu bize güneşe neden doğmuyor İşte bizim hikayemiz hep böyle gider özlememişsin senSensin sadece değer verdiğim sevdiğim ::kelebekler:: güzel ve anlamlıı
::kelebekler:: güzel ve anlamlıı January 01 ölürmüydün beni sevsen....
Yaşadığımdan emin değilim.Gittiğinden eminim ama bak,seni özlediğimden eminim. on beş yaşında bir hayal kırıklığı olduğumdan hiç şüphem yok mesela. Beceriksizliğimden,yalnızlığımdan,bu şehri sevmediğimden,düzensizliğimden,yorgunluğumdan,huysuzluğumdan,baltalarınızdan birine sap olmamışlığımdan hatta olamayacak olmamdan,kırgınlığımdan,bir gün bana ayrılan sürenin sonuna geleceğimden her tavşan kesildiğimde dünyanın dağ olma vaziyetinden filan eminim. Örnekleri çoğaltabilirim.Örnekleri çoğaltabileceğimden eminim. Birileri namusum üzerine yemin edecek, Ölür müydün sanki sevsen beni. Günlerdir doğru dürüst uyuyamıyorum.Ellerim parçalanıyor ne zaman yazmayı denesem.Ağzım artık daha bozuk. Her tarafta pis bir koku;nefes alamıyorum. Çok bekledim seni.Her halimle,her yerimle bekledim. Yetkiler verdim kendime;tuttum seni affettim. Aramanı bile bekledim bazen.Ağır küfürlerle örtbas ettim sonra aramayışlarını.Bunca zaman aramayışlarını biriktirdim. Seni bekledim ben çünkü Seni bekledim. İçtim..içtim..içtim... kustum… En çok giderken bıraktığın kelimeleri kustum.Sanat filan dedi bazısı o kelimelere bazısı bunlardan bi bok olmaz dedi. Senin önemsediğin kadar önemsemedim ben o kelimeleri,senin danışma gruplarının önemsediği kadar önemsemedim. Kustum..kustum..kustum. İçtim. Ellerimle yaptığım cam evim kırılacak, Ölür müydün sanki sevsen beni. içimden geç içimi sil artık özlemek istemiyorum. Neye el atsam piç ediyorum. Yine de fiyakalı durumlar peşindeyim hep. En sert içkileri kaçırıyorum soluk boruma bilerek.Her yıl ilkokula başlıyorum.Her gün yeni bir krallık kurup öldürüyorum kralını gece yarısına doğru. Uzatmaya gerek yok;sen olmayınca yapamıyorum. Yokluğun gümüş tepside intihar sunacak, Ölür müydün sanki sevsen beni….. aşık olmadan önce çoook düşün!!!ıÜü Evinin seni içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin...Sokaga firlayacaksin... Sokaklar da dar gelecek... Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi... Ne denizin mavisi açacak içini, ne piril piril gökyüzü... Kendini tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin... Birileri sana bir seyler anlatacak durmadan... "Önemli olan saglik." "Yasamak güzel." "Bos ver, her sey unutulur." Sen hiçbirini duymayacaksin... Göz yaslarindan etrafi göremez hale geleceksin... Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarinda ölmek isteyecek kadar çok seveceksin... Hep ondan bahsetmek isteyeceksin... "Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kiyamet kopacakmis" deseler basini kaldirip Ne dedin?" diye sormayacaksin... Yalniz kalmak isteyeceksin.. Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak... Ikisi de yetmeyecek... Geçmişi düşüneceksin... Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri atlayarak... Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin... Gittigin yerlere gitmek... Bu sana hiç iyi gelmeyecek...Ama bile bile yapacaksin... Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese,kaçacaksin... Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi yasamak için direneceksin... Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin.... Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin... Herkesi ona benzetip... Kimseyi onun yerine koyamayacaksin... Hiçbir sey oyalamayacak seni...Ilaçlara siginacaksin... Birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan. Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren... Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek... Bogazin dügümlenecek, dinleyemeyeceksin... Uyumak zor, uyanmak kolay olacak... Sabahi iple çekeceksin... Bazen de "Hiç günes dogmasa" diyeceksin... Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler... Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin... December 29 burçlarımızın özellikleridiplomatik
azimli - duygusal - guclu
sicak kanli - durust - sadik
ozgurlugu sever - komik - durust
hayal gucu guclu - duygusal - iyi niyetli cilgin - enerjetik - gururlu
sabirli - guvenilir - sicak kanli
bulundugu ortama ayak uydurur bonker - sicak kanli - yetenekli
duygusal - sicak kanli - konuskan
utangac - sadik - pratik başarının sırları....
![]() aşkın kurallarıMadde 1- Herkes aşık olabilir. Madde 2- Hiç kimsenin aşkına mani olunamaz. Madde 3- İyiyi kötüyü ayıramayan kimse aşık olamaz. Madde 4- Aşık sevgilisini kendini sevmeye zorlayamaz. Madde 5- Aşık olduğunu iddia eden kimse bunu ispata mecburdur. Madde 6- Aşkın karşılıklı olması şart değildir.
Madde 7- İlan-ı aşk, tek taraflı yönetilmesi gerekli bir irade beyanıdır. Bu ilan bir şekli mahsusa tabi değildir. Madde 8- İlan-ı aşk, yazılı şekilde olursa buna 'Aşk Mektubu' denir. Madde 9- İmzasız aşk mektupları hiçbir hüküm ifade etmez. Meğer ki muhtevası yazarının hüviyetini sevgiliye haber vere. Madde 10- Aşk ilan-ı sarih (belirgin) olabileceği gibi zimni de olabilir. Madde 11- Aşk mektubunun yırtılarak mursile(gönderene) iadesi sarih bir red veye yeni bir icaba davet mahiyetindedir. Madde 12- Sarih veya zimmen reddedilmemiş bir icaba mahiyetindedir.
Madde 13- Tarafların karşılıklı olarak ilan-ı aşk etmeleriyle 'aşk akdi' doğar. Madde 14- Birliğin devamı ve sariyeti için sevgililer hüsnüniyetle her çareye başvurabilir. Madde 15- Bu maddelerin uygulanmasında A.K'nın 2.madesi kıyasen tatbik edilir.
Madde 16- Taraflardan biri, diğerinin aşkını istismar ederse kusursuz taraf, birliği her zaman ve tek taraflı bir irade beyanı ile feshedebilir. Madde 17- Aşıklardan birinin ölümü, ihaneti, yeni bir aşk birliği kurması gibi hallerin her birinin vukuunda birlik kendiliğinden fesih olur. Madde 18- Taraflar karşılıklı olarak anlaşaraktan birliği feshedebilirler. Madde 19- Bir maşuk aynı zamanda bir kaç aşığı idare ediyorsa 'hüsnüniyet' iddiasında bulunamaz. ![]() Madde 20- Birlik taraflardan birinin ölümü ile sona erirse, diğer taraf sevmekte devam edebilir. Madde 21- Bir tarafın ihaneti halinde, kusursuz taraf, örf ve adete göre dilediği müeyyideyi tatbik etmekte serbesttir. Madde 22- Bu kanunda, hakkında hüküm bulunmayan meselelerde örf ve adet, o dahi yoksa, Aşkın Kanunu'nun umumi hükümleri tatbik olunur. December 28 anne güvercin...Güzel bir yaz günüydü. Batur elinde sapan evlerinin yakınındaki ağaçlıkta kuş avına çıkmıştı. Gözleri radar gibi dikkatle çevreyi tarıyordu. Birden arkasında bir ses duydu: ’Vurma kuşları.’ Döndü, baktı. Seslenen yabancı değildi. Mahalle arkadaşı Sarper’di: “ Ne istersin şu küçük yaratıklardan bilmem ki? Ne zararı var onların sana? Bırak ötsünler, uçsunlar, kanat çırpsınlar. “ Batur: “ Sarper yine mi sen? Bu kaçıncı? İşime karışma demedim mi ben sana? Bak kuşları ürküttün, kaçıp gittiler. Kuş vurmak yasak mı yani? “ Sarper: “ Yasak tabii. Şu sıralar kuş yavrularının büyüme zamanı. Batur: “ Amma yaptın ha.. Yasakmış.. Yasaksa yasak. Kim bilecek benim kuş vurduğumu? Çevrede bir yığın kuş var. Bir kuş vursam kuş kıtlığına kıran girmez ya, kuş nesli tükenmez ya. Bana bak Sarper, sen iyi bir arkadaşsın, fakat şu kuş işine karışma “ dedi ve ses çıkarmamaya dikkat ederek usul usul ilerlemeye başladı. Yirmi metre kadar gittikten sonra bir ağacın altında durdu. Sapanını yukarıya doğru kaldırdı. İyice nişan aldıktan sonra sapanındaki taşı fırlattı. Taş hedefini bulmuştu. Kuş yere düşerken aynı anda havalanan bir başka kuşun kanat sesleri duyuldu. Batur az ötesinde yere düşen kuşu aldı. Kuş can çekişmekteydi. Hemen kuşun kafasını kopardı. Kendisine doğru yürümekte olan Sarper’e dönerek: “ Nasıldım ama? Tek atışta hedef on ikiden. Tık kafa gitti. Tüylerini yoldum mu, küçük bir ateş yakarım. Cız bız. Sonra deyme keyfime “ dedi. ![]() Arkadaşının sözlerine aldırış etmemesine içerleyen Sarper: “ Ne desem, ne söylesem boşuna. Başkalarının senden daha iyi düşünebileceğini hiçbir zaman kabul etmezsin zaten. Vurduğun bir yabani güvercin yavrusu. Yirmi gram et ya çıkar, ya çıkmaz. Hem düşünmediğin bir şey var. Bu yere düşerken kanat sesleri duymuştuk. Herhalde anne güvercindi uçan. Yabani güvercinler bildiğim kadarıyla kin tutarlar. Yavrusunu vurmakla hiç iyi yapmadın “ dedikten sonra geriye dönerek hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Batur daha sonra ağaçlığın kenarında küçük bir ateş yaktı. Buraya gelirken yavru güvercinin tüylerini yolmuş ve iç organlarını temizlemişti. Kuşu pişirmeye başladı. Fakat arka tarafındaki ağaçlardan birinde üzgün ve yaşlı bir çift gözün kendisini izlediğinin farkında bile değildi. Anne güvercin bir taraftan yavrusunu vuran çocuğu seyrederken, bir taraftan da düşünüyordu: “ Aslında elinde bir çocuğun bize doğru yaklaştığını görmesek, duymasak bile hissederiz. Fakat biz kuşlar, ağaç dalları üzerinde otururken dalar gideriz. Geçmişi düşünürüz. Hatıralar gözlerimiz önünde canlanır. Doğrularımız, yanlışlarımız aklımıza gelir. Çoğu zaman da hayaller kurarız. Bunlar genellikle tadını damağımızda hissedeceğimiz hayallerdir. Yani gerçek olmasını istediğimiz. İşte bu gibi durumlarda bir sapanın veya bir tüfeğin bize doğru nişanlandığını görmemiz yahut yaklaşan birinin hışırtısını, ayak seslerini duymamız mümkün değildir. Biricik yavruma uçmayı öğretiyordum. Yavrum çok yorulmuştu. Bir ağacın dalına konduk, dinleniyorduk. Etraftaki ağaçlar kuş doluydu ve sanırım çoğu da benim gibi hayallere dalmıştı. Küt diye bir ses duydum ve yavrumun feryadı ile kendime geldim. Baktım yavrum vurulmuş düşüyordu. Kanatlarımı çırptım ve uçtum. Havada geniş bir daire çizdikten sonra olayın olduğu yere döndüm. Çevrede kuş yoktu, hepsi kaçıp gitmişlerdi. Olayın nasıl olduğunu kuşlardan sorar, öğrenirim. Neyse bırakayım şimdi bunları düşünmeyi. Yavrumu vuran çocuk kalktı, gidiyor. Gözden kaybetmeden takip edeyim şunu. Evinin nerede olduğunu öğrenirim hiç olmazsa. “ Batur yolda gördüğü bir arkadaşıyla konuştuktan sonra oturdukları apartmanın kapısından içeriye girdi. Oturdukları daire 4. kattaydı. Anne güvercin karşı sokaktaki bir apartmanın çatısında saatlerce bekledi. Akşam olunca odaların, salonların ışıkları yanmaya başladı. Yavrusunu vuran çocuğun girdiği binanın oda ve salonlarını kontrol etmeye başladı. Örtülmeyen veya aralık bırakılan perdelerin arkasından içeri bakıyordu. 4. kattaki balkonun korkuluk demirlerinin üzerine kondu. Şöyle bir etrafına bakındı, bir tehlike var mı diye. Sonra ağır ağır başını pencere tarafına doğru çevirdi. Perdesi kapatılmamış pencereden içerisi rahatlıkla görünüyordu. Ve onu gördü…tam karşıda oturmuş, yanındaki birkaç kişiye bir şeyler anlatıyordu. El-kol hareketleri yapıyor, kahkahalarla gülüyor, etrafındakileri güldürüyordu. Onun son derece neşeli hali içini sızlattı. Bu sahneyi daha fazla görmeye dayanamadı, kanatlarını çırptı ve simsiyah gökyüzüne doğru uçup gitti. Daha sonraki günlerde Batur evlerinin yakınındaki ağaçlıkta sık sık kuş avına çıktı. Fakat hayret!..Her zaman pek çok kuşun bulunduğu bu ağaçlıkta bir tek kuşa rastlayamıyordu. Batur, yine bir gün elinde sapanıyla buraya geldi. Çevreden çıt çıkmıyordu, etrafta hiç kuş yoktu. Tam yavru güvercini vurduğu ağacın altına gelmişti ki, aniden kanat sesleri duydu. Şaşırmıştı. Üzerine doğru dalışa geçen kuşu son anda fark etti. Elleriyle yüzünü kapatması onu yaralanmaktan kurtardı. Kuş çığlıklar atarak hemen ikinci defa saldırıya geçti. Bu saldırı birincisinden çok daha şiddetli oldu. Kuşun kanat vuruşları birer tokat gibi yüzüne gelen Batur, sırtüstü yere yuvarlanırken eliyle kuşa sert bir darbe indirdi. Kuşun ilerdeki çalılıkların arasına düştüğünü gören Batur, arkasına bile bakmadan kaçıp gitti. Batur o gece hiç uyuyamadı. Yatağında devamlı olarak bir o yana, bir bu yana döndü, durdu. Sabaha karşı şafak sökerken o kuşun kim olduğunu ve kendisine neden saldırdığını anlamıştı. O kuş, birkaç gün önce vurduğu yavru güvercini annesiydi. Demek ki anne güvercin yavrusunu vuranı unutmamış, devamlı olarak takip etmişti. Kuş vurmak için ağaçlığa gelirken orada bulunan kuşların kaçıp gitmesini sağlamıştı. Bu birkaç gündür ağaçlıkta hiç kuş görememesinin nedenini ortaya çıkarıyordu. Korkunç bir takip altındaydı. Eğer kuş vurmaya devam ederse anne güvercinin felaketine neden olacağını anladı. Zararın neresinden dönülürse kardı. Bir daha kuş avına çıkmazsam anne güvercin belki peşimi bırakır diye düşündü. Zaten sapanını anne güvercin ile boğuşurken düşürmüştü. Bundan sonra kuş vurmayacağına söz verdi. Anne güvercin ise, Batur ile yaptığı mücadeleden sonra yerde bulduğu sapanı gagasının arasına kıstırıp uçup gitmiş, uzaklara, çok uzaklara, kimsenin onu bulup bir daha kuş vurmasına imkan bulamayacağı kadar uzaklara giderek oralarda bulduğu bir çukura sapanı atmış ve üzerine toprak, yaprak ne bulduysa doldurarak gömmüştü. Anne güvercin daha sonraki günlerde ağaçlığın kenarında nöbet tutmaya devam etti. Birisi buraya gelmeye kalksa hemen ağaçlar üzerinde dinlenen, uyuklayan veya hayal kurmakta olan kuşları uyaracak ve bu ağaçlıkta kimsenin kuş vurmasına izin vermeyecekti. Böylece aradan haftalar geçti. Sonbaharın gelmesiyle havalar soğumaya başladı. Bütün göçmen kuşlar gibi anne güvercin de grubuyla birlikte kışı geçirmek için sıcak ülkelere göç etti. Ertesi yıl nisan ayında anne güvercin grubuyla birlikte tekrar bu ağaçlığa geldi. Günler çok sakin ve olaysız geçiyordu. Anne güvercin fırsattan istifade ederek üç tane yumurta yumurtladı. Bu yumurtaların üzerinde günlerce kuluçkaya yattı. Sonunda yumurtalar çatladı ve üç tane minimini yavru sahibi oldu. Yaz mevsimi boyunca yavrularını büyüttü, onlara uçmayı öğretti. Hayatta kendilerine yönelebilecek tehlikelere karşı daima uyanık durumda bulunmayı öğütledi. Batur verdiği sözü tuttu. Bir daha onu kuş vururken gören olmadı. ![]() benim sevdam
masum sevda En masum sevdasındasın gözlerimin Silik,sancılı, ıslak Uzanır ellerim hayallere ![]() Yer açıp gözlerime giderim. O kadar delikanlı ki O kadar babayiğit ki yalnızlık, Heybeti gölgesinden belli. Gözlerimden geçer bütün an Ve dakikalar, seninle yaşanan.Elindeki çiçeğin,gülüşün, Yürürken ansızın dönüşün.. Bir tek gözlerinle buluşmaz gözlerim. Bilir çaresizliğini Hayal dahi olsa Yalnızlıkta da arasa seni Yetişmez gözlerim bu yağmurlu günde sana. Damlacıkların cama vuruşları O kadar güzel ki… O kadar derin ki içimin ürperişi Kırpamıyorum sensiz kalan gözlerimi. Biliyorum,kırparsam yaş akacak Oysa saatlerdir ağlıyor zaten Benim yerime gökyüzü ![]() Hem gözlerim o kadar alışkın ki Bu sancıya , bu acıya, Bırak, Ben seninle kalayım, Gözlerim yağmurlarla… December 27 bizde ders alırmıyız?? dersinizKıssadan Hisseler Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi: herşeyden önce istemek gerçekten istemek gerekir ve sonunda herkes emeğinin karşılığını alır
Ahmet 18 yasinda evin tek oglu olan bir gençti. Kahverengi saçli, zeyti gibi siyah gözlü, orta boyluydu. Arkadaslari tarafindan çok sevilirdi. Yakisikli oldugu halde hiçbir zaman arkadaslarina hava atmaz çok kiz pesinden kostugu halde hiçbirine yüz vermezdi. Çünkü onun çok degerli zamani vardi. Kizlarla gezip tozmayi her zaman yapabilirdi. Aksam erkenden yatmaya gitti. Bu saatte yatmaya alismak için bir hafta boyunca bu saate yatmaya dikkat etmisti. Ama yine de uyuyamiyordu bir türlü. Bu kadar süre boyunca çalismis, her türlü fedakarligi yapmisti. Yalniz kendisi degil ailece büyük fedakarliklar yapmislardi. Babasi iki yil boyunca dershaneye göndermis annesi istedigi her seyi yapmisti Ahmet için. Hatta bir keresinde babasindan israrla istedigi bilgisayari babasi almayinca annesi onlardan habersiz biriktirdigi parasiyla istedigi bilgisayarin bir üst modelini almisti. Ne kadar sevinmisti o zaman. Annesine siki siki sarilip kulagina bunun karsiligini ödeyecegim diye fisildamisti. Tabi ki babasina da büyük bir tesekkür borçluydu. Herkesin babasi göndermazdi öyle iki sene üst üste dershaneye. Tam anlamiyla çalismaya baslayali iki sene olmustu bu büyük sinava. Iyi de çalismisti. En azindan kendisi öyle düsünüyordu. Hafta sonlari normal derslere giriyordu dershanede. Hafta içi etütleri de sayarsak toplam 50 saat ders yapiyordu. Bu, haftada 50 saatin amaci 3 saatlik derste basarili olabilmekti. Ya da hayatini garantiye almak. Ona ne denirse iste. Ama sinavda basarili olmakla bitmiyordu is. Kazandigin üniversiteyi basariyla bitirmesi gerekiyordu ki is bulabilsin. Yoksa üniversite bittiginde de is bulabilmek için müthis bir çaba gerekiyordu. Istedigin meslek özel alnda ise mutlaka yüksek bir mevkide tanidigin olmaliydi. Torpilsiz kolay kolay ise almazlardi adami. Senin üniversite mezunu olman bir sey degistirmezdi. Sen buraya kadar gelmek için ne kadar emek verdin, ne kadar çalistin hiç ama hiç önemli degildi. Adam kendi isine bakiyordu. Ama is bulamayanda yok degildi ya. Tabi ki vardi. Ahmet de bunlardan biri olmak istiyordu. Ama meslegin özel alanda ise yine tehlike vardi. Sürekli isten çikarilma korkusuyla yani diken üstünde yasayacaktin. Hayat zordu be. Bu öss de bir sey miydi? Sadece büyük bir zincirin halkalarindan biriydi. Bunun ötesinde daha ne kadar zorluklar vardi. Diyelim ki öss yi kazanmis, üniversiteyi bitirmis ve ise baslamisti Ahmet. Simdiki derdi hoslandigi kizla evlenmekti. Bunun için maddi, manevi birikime ihtiyaci vardi Ahmet in. Her seyin zor oldugu bu devirde öyle kolay kolay kiz verecek degillerdi ya. Hadi evlendi diyelim, bu seferde çocuk derdi olacakti. Hadi küçükken fazla yük olmazdi ama büyüdükçe masrafi da artacakti. Birde yaslilik derdi vardi. Yaslandiginda kimseye muhtaç kalmak istemiyorsan kenarda iyi bir birikimin olmaliydi. Yoksa muhtaç kalmaktan da kötü bir durumda kalabilirdin. Ama Ahmet daha bunlari düsünecek kadar büyümemisti. Onun simdilik bir tek amaci vardi. Öss. Deneme sinavlarinda bugüne kadar genellikle iyi sonuçlar almisti. Kötü sonuçlar aldiginda hiçbir zaman karamsarliga düsmemis daha çok çalisip hatalarini düzeltmeyle ugrasmisti. Çok fedakarlik yapmisti. Sevdigi her seyden. Sevdigi kizdan, sevdigi dizilerden, futbol oynamaktan... Her seyden. Tüm bunlari düsünürken nihayet uyuyakalmisti. Çok güzel bir rüya görüyordu. Sinavdan yasasin baba diyerek çikiyordu. Amacima ulastim diye eviniyordu ki uyandi. Biraz hayal kirikligina ugradi. Kendine gelince saate bakti ve sasirdi. Her sey bitmisti. Tüm o emekler, fedakarliklar her sey. Annesine çigliklarla seslendi. Böyle bir günde nasil uyuyakalmislardi. Annesi kalkti ve heyecanla saatine bakti. " Ne oldu oglum" dedi. " Bu saatte niye uyandirdin" . Ahmet hemen saatine bakti ve içini büyük bir rahatlik kapladi. Birden her seyin bittigini sanmisti. O heyecanla saatin akreple yelkovan ibresini sasirmismisti. Biraz daha oyalandiktan sonra banyosunu yapti. Kahvaltisini da yaptiktan sonra gerekli kagitlari alip annesiyle kucaklasti ve babasiyla birlikte sinav yeri olan Marmara Üniversite si Iletisim Fakültesi nin yolunu tuttu. Sinava yarim saat varken sinav yerinin ordaydilar. Babasi basarilar diledikten sonra sinav salonuna gitti. Çok heyecanliydi. Bildigi bütün dualari okudu ve sinav basladi. Sinavdan çiktigi zaman sevinçle babasini buldu. Sinavi çok iyi geçtigini ve büyük bir aksilik olmazsa sinavi kazanacagini babasina söyledi. Sinavdan bir buçuk ay sonraydi. Yarin sonuçlar internet üzerinden açiklanacakti. Aksam geç saatte yattigi halde uyuyamadi Ahmet. Sabah erkenden bilgisayari açti ve MEB in internet sayfasina girdi. Heyecandan kalbi firlayacakti. Kimlik numarasini girdi. Iste en zor an gelmisti. Saniyeler geçmek bilmiyordu. Acaba kazanabilecekmiydi. Bunca yil sinava hazirlanmis, sinava girmis ve bitirmisti. Simdi ise sonuçlari bekliyordu. Ne zor seymis bu beklemek diye düsünüyordu. Halbuki hayatta ne kadar çok bekleyecekti bazi seyler için. Ve nihayet sonuçlar ekranda belirdi. Evet olmustu iste. Kazanmisti. Annesine, babasina seslendi. Kazandim, kazandim diye bagiriyordu. Evet kazanmisti. O alsam kazanmanin serefine ailece yemege gittiler. Hayat yolunda önemli bir adim atmisti Ahmet. Simdilik ileriye daha iyimser bakabilecekti. Keske herkes Ahmet gibi olabilseydi keske. Ama çok az kisi hayat yolunda bu önemli adimi atabiliyordu. Simdi Ahmet için hiçbir sey bitmemis aksine her sey yeni basliyordu önce inan...
Çoook çok eskiden, yeşil bir vadinin içinde bir ırmak kıyısında kurulu bir köy varmış, taa dünyanın öbür ucunda. Çok eski dedik ya, o zamanlar gündüzleri pek güneşli geçermiş, yağmur yağmadıkça. Geceleri hep yıldızlı olurmuş, bulutlar olmadıkça. Köy sakinleri tarımla uğraşırlarmış, hayvanlar avlarlarmış, uçsuz bucaksız arazilerinden. Sularını, kaynağı çok uzakta olan köylerinin içinden geçen, ırmaktan alırlarmış. Köyde herkes birbirini sever, sayarmış. Köyde bir tek kişinin kalbinde öyle büyük bir sevgi varmış ki, bütün köyünküne bedelmiş. Dolun'un İntera'ya olan aşkıymış bu. Kız, Dolun'u bilirmiş de tanımazmış yakından. Dolun dayanamamış, bir gün gitmiş kızın yanına, sormuş İntera'ya onunla evlenip evlenmeyeceğini. İntera demiş ki Dolun'a: "Evlenirim evlenmeye ama benim isteyenim çoktur, her gelen kişiden aynı şeyi ister benim babam. Ancak babamın bu isteğini yerine getiren benimle evlenir." Dolun şaşırmış. "Sensin benim kalbimin sahibi." diyerek başlamış sözüne "Senin dileğin benim için bir emirdir, söyle isteğini hemen yapayım." demiş aşkına. İntera demiş ki; "Bir çiçek vardır; yaprakları gümüşten tomurcukları elmastan, onu ister babam, benle evlenmek isteyenden". Dolun, "Bekle beni" demiş İntera'ya,"Hemen gidip getireyim o çiçeği ama nerededir yeri?" İntera parmağıyla göstermiş akan ırmağı; "işte bu ırmağın kaynağındadır der babam, kırk gün yürümek gerekirmiş oraya varmak için ama bir giden bir daha gelmedi şimdiye dek çünkü oralar büyülüymüş derler, giden geri gelmezmiş çünkü, buralardan çok daha güzelmiş oralar." Dolun; "Senden daha güzel ne olabilir ki, bu dünyada?" demiş İntera'ya "Döneceğim o çiçekle, döneceğim çünkü; seviyorum seni çünkü; sensiz anlamı olmaz benim için o güzelliğin." Dolun çıkmış yola sonra. Kırk gün yürümüş ırmağın yanından. Hep ne kadar sevdiğini düşünmüş İntera'yı yol boyunca. Aklındaki İntera'ymış, tek amacı ise; o çiçek. Kırkıncı gün kalkmış Dolun sabah erkenden, yüzünü yıkamış ırmaktan, anlamış çok yaklaştığını kaynağına ırmağın suyunun serinliğinden. Devam etmiş yoluna sonra. Biraz sonra varmış kaynağa, bütün yeşilliklerle çevrili bir göl varmış kaynakta, gölün ortasında bir adacık, adacığın üstünde de o çiçek duruyormuş. Anlamış İntera'nın anlattığı çiçek olduğunu, güzelliğinden. Yüzmeye başlamış adaya doğru hemen. Adaya çıkınca karşısında bir adam belirmiş Dolun'un. Adam Dolun'a; "Her gülün bir dikeni, koruyucusu olduğu gibi, bende bu çiçeğin koruyucusuyum, eğer almaya geldiysen; ben Salut, izin vermem buna" demiş. Dolun şaşkın ve de kararlı bir tonla "Ben o çiçeği alacağım sonra aşkıma kavuşacağım." demiş. "Hiç bir şey beni kararımdan çeviremez." "O zaman beni biraz dinleyeceksin" demiş Salut... "Sana neden koparmaman gerektiğini anlatacağım eğer, hâlâ ikna olmazsan o zaman izin veririm almana." Dolun ikna olmuş ve çökmüş yoncaların üstüne, başlamış dinlemeye... "Eğer, bir şeyi çok fazla istersen ve engelin yoksa önünde onu alırsın. Hayat da böyledir, insan engelleri aşarsa yaşamına devam edebilir. Bu çiçek de sadece yaşam için bir şeyler yapacaksan sevgiliSevgili, eksilmeden paylaşılan ömür olmalı keşkebundan daha guzelımı olur Bundan daha güzel söz mü olur? İŞTE HAYAT HİKAYEM
Alıntı İŞTE HAYAT HİKAYEM bizim aşkımızBinbir Gece Masallarini Bile Kiskandiran Bir Aşkti Bizimkisi .. sevdim hemde çok sevdimBEN SENİ SEVDİMMİ FPRIVATE "TYPE=PICT;ALT=Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket"
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya ...Biliyor Musun? |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|